Popüler Moda
Tophane-i Amire’de ki Dali sergisine giderken Beyazıt’da inip yürüyerek gitmek istedik. Çünkü Beyazıt ve Eminönü en sevdiğim yürüyüş alanlarından. Pembe camlı gözlüklerimi de takınca tek gördüğüm tarihi yapılar oluyor. Ayrıca gezimiz sayesinde yapmış olduğum ”komik tabelalar” koleksiyonuma nadide bir parça daha ekledim; The Han Kebap House.
Merak edenler için; trençkot ve şal, Zara, kot, Mango, ayakkabı, Pierre Cardin.
Konstantiniyye’den İstanbul’a sergisi, 19. YY İstanbul’unu usta fotoğrafçılar Ali Sami Aközer, Félice Beato, Guillame Berggren, Abdullah Biraderler, Gülmez Biraderler, Ernest Edouard de Caranza, Sebah&Joaillier, Maurice Meys, Ali Enis Oza, James Robertson ve Elisa Pante Zonaro’nun fotoğraflarıyla mercek altına alıyor.
Beni klasik sanatta en çok insan görselleri heyecanlandırıyor. Çünkü yaşarken bizden önce insanların yaşadığı ve yok olduğu düşüncesi masal gibi geliyor. Ama bu insanların günlüklerini, fotoğraflarını, eşyalarını gördüğümde çok etkileniyorum. Ölmeyi düşündüğümden değil onların bir zamanlar yaşadığını düşündüğümden… Yaşamayı o kadar seviyorum ki bir şeylerin bana ölümlü olduğumu kabul ettirmesi çok zor:) Sergiyi fotoğraflarken de en çok insan ve günlük hayat görsellerine yer verdim. Pera’da sergilenen -fotoğrafın hakkını veren- karelerle ilgili fikir sahibi olmanıza yardımcı olabilirim umarım.
Aslına bakarsanız ülkemizdeki vintage mağazalarını gezmekten nefret ediyorum.(Tabi ki istisnalar var) Çünkü bir çoğu son derece dağınık, tozlu ve en önemlisi bir çok parça vintage bile değil. Eski ile vintage karıştırılmış durumda. Sadece 20 yıl öncesine ait, döneminin moda akımlarından izler taşımayan parçalar son derece yıpranmış, tozlu, dokunulamayacak kadar pis halde sözde vintage mağazalarında satılıyor. Bu nedenle vintage mağazalarından daha çok aksesuar alışverişi yapıyorum. Gerçi aksesuar alırken bile çok dikkatli olmak gerekiyor…
Şapka modelleri denildiğinde aklıma Royal Ascot yarışları geliyor. Gerçi son yıllarda tercih edilen modeller için şapka değilde saç aksesuarı demek daha doğru olur. Bence söz konusu şapkalar vezir etme ve rezil etme arasında gidip geliyor. Çünkü alışılmışın dışına çıkmak daima risk bu riske bir de klasik stilin tamamlayıcısı olan şapkalarda girmek iki kat cesaret istiyor.
“Mutlu uyanınca günün tamamı güzel geçer” mitinin doğruluğunu bu gün bir kere daha anladım. Sabah güzel bir güne uyanmanın mutluluğuyla perdeyi araladığımda -Aman Allah’ım yine buz gibi ve yağmurlu bir hava- diye düşündüm. Ama güne güzel başlamıştım bir kere… Hiç umursamadım. Arkadaşımla buluşmak için sözleştik. Üstelik çokta sevmediğim alışveriş merkezlerinin birinde. Genel olarak sevmem alışveriş merkezlerini ama güne güzel başlamıştım bir kere… Hiç umursamadım…Sevgili arkadaşım ile yemek yedik, kitap baktık, mağaza dolaştık daha sonra bir arkadaşımız sürpriz bir şekilde bize katıldı. Tekrar cafelere attık kendimizi. Laf lafı açtı vakit akıp gitti. Yani gayet sıradan şeyler yaparak güzel bir gün geçirdik. Anladım ki insanın kendi havası güzel olsun gerisi hikaye… (daha fazla…)








